Frank Rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Frank Rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2009 Perşembe

Galatasaray Nereye Gidiyor?



Turkiye'nin Ingiltere maclarinda 8'e abone oldugu devrin kapanmasinin miladi Derwall'in Turkiye'ye ayak bastigi andir. O gunden sonra Avrupa'da ve Dunya'da ciddi basarilar elde ettigimiz ve Turkiye'yi futbol haritasina yerlestirdigimiz devirde en cok sikayet edilen husus Turk futbolu diye bir ekolun olusmamis olmasidir. Bence yanlis bir sikayettir.

Turk olmayani yenebildigimizi farkettigimiz devir, evine ilk bilgisayar alinmis cocuklar gibi her seyi kurcaladigimiz, cogu zaman ne yaptigimizi bilmedigimiz ve genellikle oyun oynadigimiz devirdi. O zamanki hakim mantaliteyi dugun halayinda "biz biliyoruz da mi oynuyoruz kardes" diyen delikanlilarin ruh haline benzetirim. Donemin karakteristik futbolu taktik ve kollektif aciklarimizi ekstra imana dayali bir fizik mucadele ve Allah vergisi teknik ile kapatmaya calismaktan ibaretti. Gecmis zaman kullaniyorum cunku son zamanlarda yabancilari yenmenin artik eski heyecani ve orijinalligi kalmadigi icin bu karakteristigi eskisi gibi sevkle sahaya yansitamaz olduk. Turk futbolunun Dunya arenasinda son zamanlarda girdigi duraklama devrinin baslica nedenlerinden biri budur.

Akla ve plana bagli hareket etmedigimizin en buyuk kaniti alinan son derece istikrarsiz sonuclardir. Chelsea'den 5 yedikten sonra Galatasaray gitti kupa 2'yi kaldirdi. Yine Galatasaray ayni kupaya bir dahaki direk tesrifinde ilk turdan Tromso'ye elendi.

Turk futbolunun artik yeniden bir asama katetmesi gerekmektedir. Akilci ve taktik disipline bagli olarak oynamaya baslamanin zamani aslinda coktan geldi. Gerek Tromso'yu gerekse Liverpool'u tekrar yenebilmek istiyorsak iman gucu futbolunu bir kenara birakip akil futbolunu oynamayi ogrenmemiz gerekiyor. Bu degisimin ilk sinyalini aslinda Sampiyonlar Ligi'nde ceyrek final oynayan Fenerbahce verdi. Kadronun yabanci agirlikli olmasinin etkisi yadsinamazdi. Yine de dengeli bir kadro ile akilli ve sabirli oynayarak cok buyuk maclar kazandilar. Hasta ruhlu baskanlari o sene kiytirik TSL'yi kazanamadiklari icin butun yapiya reset atti. Fantastik bir futbol cinayetidir gozumde.

Nihayet Rijkaard ve Galatasaray'a geliyoruz. Dun aksam sahada kagit uzerinde kendisinden cok geride bir Avrupa takimina karsi yenik duruma dusmesine ragmen belki de ilk defa taktik duzenden kopmamaya calisan, paslasan, ezberledigi atak setlerini sahaya dokmeye cabalayan bir Galatasaray vardi. Havadan karsi takimin kalecisinin ellerine ya da stoperlerin kafasina hicbir sisirme top suzulmedi. Isimlere takilan bir adam degilim. O yuzden Rijkaard ilk aciklandiginda adami antreman sahasinda esofmanla gormeden ikinci Derwall donemini mujdeleyen yorumlara pek kulak asmadim. Ancak dun sabirla ve paniklemeden futbol oynamaya calisan Galatasaray'i gordugumde ilk defa kendimi inananlar kervaninda hissettim. Agir aksak, kor topal da olsa Galatasaray bir seyleri degistirmeye, anlamaya calisiyor. Bu girilen yolda Rijkaard ve Neeskens'in bolca sansa ihtiyaclari olacagi kesin. Bu ikiliye yeteri kadar inanc baglandigi takdirde, yine bir devri kapatip yeni bir devir acan buyuk bir basariya ulasmak muhtemeldir. Bunun sinyalini, ironik bir sekilde, Galatasaray Ali Sami Yen'de Sturm Graz ile berabere kalarak vermistir. Dun aksamki mactan alinmasi gereken ana fikir benim gozumde budur.

Son not da Mehmet Topal icin. Tiger Woods ilk sahne aldiginda da turnuvalar kazanan kalburustu bir golfcu idi. Sonra birden arenadan cekildi. Yeni bir vurus teknigi uzerinde calismaya basladi. Bir suru turnuvada basarisiz oldu ama sonunda istedigi sekilde oynamayi basardi. Yillarca katildigi her turnuvayi domine etti, golfun gelmis gecmis tartismasiz bir numarasi oldu. Benzer sekilde kabugunu kirmaya calisan Mehmet Topal'i izliyorum kac mactir. Surekli yuksek riskli paslar atan, bol bol top kaptiran ama denemekten asla yilmayan bir adam var sahada. Bu esnada kimlik bunalimi yasiyor, defansif yonu aksiyor, zaman zaman en basit pasi atamaz hale geliyor ama yilmadan deniyor. Istediklerini basardigi anda Avrupa'nin sayili orta sahalarindan birisine donusecegi benim gozumde kesindir. Belki de ben abartiyorum. Bildigim tek birsey var. Muhterem Galatasaray seyircisi (taraftar degil) Topal'i yuhalamaya ve sabirsizlik gostermeye devam ederse Topal'i dogru yone degil Selcuk Sahin'lik yonune iter. Belki de son iki maclik beraberlik serisinin en guzel meyvesi basarispor taraftarinin tribunden silkelenmesi olacak.

7 Haziran 2009 Pazar

Benim de Soyleyeceklerim Var: Rijkaard'a Gercekci Bir Bakis


Egver vasat kavrami bir cizgi ise, Rijkaard onun her zaman cok uzaginda olmus bir kisi (cizginin ustune dogru oldugu kadar cizginin altina dogru da). Barcelona'daki ilk zamanlari ve 4 galibiyetle tamamladigi Rotterdam macerasi cizginin altinda kalan performanslari. UEFA'da 4. tur disinda berbat gecen bir sezondan sonra Galatasaray'in basina Rijkaard'dan daha iyi bir talih kusu konamazdi heralde. Sonuc ne olursa olsun muthis bir maceranin bekledigi kesin. Zaten iyiden iyiye futbolda sonucun pek degerli bir kavram olmadigini dusunmeye basliyorum. Butun turnuvalarin/liglerin tek bir sampiyonu olabiliyor. Ama en az katilan takim sayisi kadar farkli hikaye yasaniyor. Butun bunlara sirt cevirip sadece sampiyonlari anmak cok sacma geliyor. Turkiye olmadan 2008 Avrupa Sampiyonasi'ni, grup sonuncusu Kolombiya ve Andres Escobar olmadan 94 Dunya Kupasi'ni anabilir misiniz? Rijkaard-Galatasaray birlikteligi de cok muthis bir hikaye potansiyeli tasiyor, mudahil olmadan izlemeyi becerebilirsek...

Su an camia 2000 ruhunun icini yeteri kadar bosalttigina kanaat getirmis olsa gerek, Rijkaard'in gelisini ikinci Derwall vakasi olarak lanse etmeye basladi. 2000'in takimi 2000'in takimidir, Derwall Derwall'dir, Rijkaard da Rijkaard'dir. Ne eksik ne fazla. Rijkaard isminin altini Derwall degil, kendisi dolduracaktir. Florya'yi gorur gormez cim saha yapilmasini emreden adamla, ilk basin toplantisinda "hele bi takimi ogreneyim de gerisine bakacaz" diyen adam arasinda olaya bakis acisindan ciddi farklar goruyorum. Bu demek degildir ki Rijkaard devrim yaratamaz. Pekala yaratir ama devrim cok sancili bir surectir. Kapiya "devrime kadar gittim gelecem" notu asarak yapilmaz. Devrim bir tunelse cikisa bir metre kalana kadar burnunuzun ucunu goremezsiniz. UEFA kupasi yapma Hayrettin'ler, Chelsea'den evde 5 yemeler sonucu gelmistir.

Ilk paragrafin sonundaki sarta biraz daha yogunlasmak gerek. Rijkaard Galatasaray'a 5 senelik Barcelona macerasindan sonra bir sene kosesine cekilmis ve kafasini dinlemis olarak geliyor. Mental yorgunlugu sifir olsa da kendi halinde gecirdigi bir senede futbol uzerine ciddi sekilde dusundugunu tahmin ediyorum. Unutamali ki Rijkaard teknik adam olarak olgunluk cagina henuz erismemis bir insan. Bir senelik kafa izni esnasinda futbol felsefesine dair aklinda bir suru tas yer degistirmis olabilir. Eminim ki Galatasaray'da deneyip sonucunu gormek istedigi pek cok yeni fikri vardir. Ilk baslarda tutarsiz kararlar ve uygulamalar gorursem acikcasi sasirmayacagim. Hatta boyle seyleri bekliyorum. Turk futbolunu ve futbolcusunu, hatta kendi antrenorluk felsefesini sekillendirirken yapacagi ilk hamlelerin hepsinin dogru olmasini beklemek absurd olur. Denemeden yanilamazsiniz, yanilmadan ogrenemezsiniz. Iste en buyuk cekincem Galatasaray camiasinin Rijkaard'in gelisi ile daldigi bu hayal otobanindan gercekligin Arnavut kaldirimi yoluna gecer gecmez kan ter icinde kalip panik ataklar yasamasidir.

Diger yandan da basin beklenildigi gibi defansif bir boksor cekincesiyle gardini almadi. Aksine hic zaman kaybetmeden Rijkaard'a rastgele yumruklar sallamaya basladi. Hollandali'nin eninde sonunda yumusak bir karnini bulacaklardir. Iste burada Galatasaray taraftari Hagi, Kalli, Lincoln ve diger pek cok ornekte oldugu gibi basinin oyununa gelip yumusak karna hanceri batiracak midir yoksa daha sagduyulu davranmayi basarabilecek midir? Tarih tekerrurden ibaretse birinci sik cok daha agir basiyor. Rijkaard bir hafta daha gecikseydi su an omuzlardan inmeyen Polat-Ustunel ikilisine de eminim cok agir gecirmeler baslayacakti. Galatasaray taraftarinin son zamanlardaki sabika kaydi ileriye yonelik her turlu umidimi sondurmeye tek basina yetiyor.

Son olarak karsisinda Rijkaard'i gorunce aklina gelebilen tek soru "Fener'den teklif aldiniz mi?" olan okuzlere Rijkaard'in ne kadar tahammul edecegini kestirmek gercekten zor. Umarim butun bozuk saatler ayni anda dogru zamani soyler ve Turk futbolu olarak cok muthis bir surece gireriz.

21 Şubat 2008 Perşembe

Otur Cezalisin


Comert'e Rijkaard cezaliydi tuyosunu verdim. Ne bileyim adamin cart diye sebebini soylemeden posta yazacagini. Merak edenler icin: Lyon macinin 45. dakikasinda kenarda cok tepindigi icin iki mac ceza almis. Stuttgart ile gazozuna mac birincisi bu da ikincisiydi. Uefa sitesinde verilen haberde bir satir dikkat cekiyor:
"Rijkaard, 45, will be able to follow his team's next UEFA Champions League match from the stands as a spectator. He will not be allowed in the dressing rooms, in the tunnel, in the technical area or on the pitch before and during the game. In addition, he may not communicate with the bench."

Yani tribunde oturacak ve saha kenari ile herhangi bir sekilde kontak kurmasi yasak.

Akla tribunden telefon acan teknik adamlar geliyor. Misal 24 Kasim Bolton macindaki Ferguson... Koskoca Sir, enik gibi oturmus fis fis taktik anlatiyor. Bizim ligde kim baslatti ya da hala serbest mi bilinmez, ama gorunuse gore Premier Lig'de serbest.

Mac oldu: Celtic 2 - Barcelona 3


Biz halen Rijkaard'i tartisaduralim, cezasi yuzunden tribunde yer aldigi macta, Barca iki kere geri dusumesine ragmen Messi'nin 79. dakikadaki golu ile 3-2 galip geldi...

Rijkaard'in yoklugunda kenarda yer alan Johan Neeskens, 1998 Dunya Kupasina hazirlanan Hollanda'nin yardimci antrenorlerindendi...

Uc yardimci antrenorden en yaslisi Neeskens iken, en genci su anda Valencia'nin basinda olan Ronald Koeman'di...

Ucuncu isim kim miydi?

Frank Rijkaard.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Gundemi takip ediyoruz


Bizim blogun benzerlerinden bir farki var. Asil amac "futbol" degil... Futbol arac sadece; keyif aldigimiz seylerden sadece biri...

Ama her blogun yapmasi gereken bir sey var...

Gundemi takip etmek.

Bu nedenle, Eto'o'nun yaptigi "Rijkaard'la her seyi kazandik, ona zaman vermek lazim, kovma lafinin gecmesi bile kendisine yapilan buyuk bir saygisizlik" aciklamasini, anketin ilk secenegine verilmis bir oy addediyorum.

12 oldu Rijkaard'in oylari.

En azindan benim gozumde...

14 Şubat 2008 Perşembe

Anket Sonucu: Tombalaci Cavcav


Anket sonucunda, buyuk cogunluk Cavcav'in bu sene tombalayi bile gorecegini dusunuyor...

Yeni anket islerin iyi gitmedigi Barca'yi kimin yonetecegi ile ilgili...

Benim oyum Jose'ye gitti...

12 Şubat 2008 Salı

Barca'da Buyuk Degisim

Barcelona'da bu sezon isler iyi gitmiyor. Sezonu kupasiz kapatma ihtimalleri cok yuksek. Para bok olunca cozum basit: Silbastan!...
Yol verilecek isimlerin sayisinin 10'a kadar cikabilecegi konusuluyor. Ronaldinho en basta olmak uzere geri kalanlar:
Zambrotta, Gudjohnsen, Oleguer, Edmilson, Thuram, Sylvinho ve Ezquerro. Ayrica Rijkaard da cok saglam tahta uzerinde oturmuyor bu aralar.
Gelecekler arasinda en muhtemel Drogba. Afrika kupasi sirasinda bir Barca menacerinin, Chelsea'ye 45 milyon Euro tazminat odemek hususunda anlastigi bile yaziliyor. Drogba iki arada bir derede Fildisili kankasi Yaya Toure'ye unicef reklamli formayi giymek istedigini citlatmis. Yaya'nin yalancisiyim ben.
Drogba ve Etoo'nun fisekledigi Messi, Bojan ve Giovani gibi genc yetenekler uzerine kurlu bir Barcelona gonullerdeki teknik adami basa getirirse tadindan yenmez. Onu da soyliyim...